İzmir’in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla İzmir ilmizin 15 Mayıs 1919’da Yunanistan tarafından işgaliyle başlayan ve 7 Eylül 1922’de Yunan ordusunun İzmir’i terk etmesinin ardından 9 Eylül 1922’de Türk ordusunun kente girmesiyle sona eren işgal.
İşgalin askeri boyutu ve planı her ne kadar kararlaştırılmış olsa da meşru bir zemine oturtulmasının gerektiği de 7 Mayıs 1919 tarihli toplantıda Wilson, Venizelos ve L.George tarafından konuşulmuştur. Toplantıda bu konu konuşulduğu zaman Başkan Wilson, Mondros Mütarekesi’nin böyle bir işgale hak tanıdığını, Venizelos ise şehirdeki 30 bin Rum’un hayatının tehlikede olduğunu ileri sürmüştür. Yine Venizelos bölgede Yunan halkının çoğunlukta olduğunu bu nedenle bölgenin Yunanlılara bırakmasını talep etmiştir. Ancak bölgede yaşayan 200 bin Yunan 2 milyon Müslüman halk bulunmaktadır.
İşgale karşı tepki gösteren tek cenah Türk tarafı değildir. Yabancı diplomatlar arasında da bu işgalin hata olduğunu ve bölgede katliam olduğunu ve katliamın Türklere yapıldığını söyleyenler olmuştur. Amerikan Yüksek Komiseri Mark L. Bristol Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporda işgale izin vermenin yanlış olduğunu çünkü Yunanlıların işgale meşru bir hakları bulunmadığını bildirmiştir.
Bristol bölgeye geldiğinde özellikle itilaf devletleri tarafından Yunan ordusunun halkı çıkartılması yönünde talimatların verildiği bu nedenle Bristol ilk etapta Yunan ordusunu ziyaret etmiştir. Yunan ordusu bölgede yaktıkları ve katlettikleri vatandaşlara Yunan askerlerinin kıyafetlerini giydirdikleri ve müslümanlar tarafından öldürüldüklerini öne sürmüşlerdir. Ancak Bristol ince bir detayı gözden kaçırmayacak, kıyafetin içinde kişi ölmüşse nasıl olurda kıyafetler yanmaz. Bunun üzerinde Bristol Türk tarafına geçmiş ve olayın gerçek yüzünü görmüştür.
Benzer şekilde İngiliz Savaş Kabinesi raporlarındaki tartışmalar da benzer şekilde İngilizlerin bu işgale izin verdiği için pişman olduğuna işaret etmektedir.
15 Mayıs 1919 günü İzmir’in Yunan ordusunca işgalinin başlamasıyla, Hasan Tahsin’in “ilk kurşun”unun sertleştirdiği bir ortamda, Sarıkışla’da esir alınan Osmanlı askerleri arasında yer almış, Kordon’da ahalinin (özellikle Rum ahalinin) içinde Yunanların tüm zorlamalarına rağmen “Zito Venizelos” diye bağırmayı reddetmesi üzerine 22 süngü darbesi ile öldürülmüş bir Osmanlı subayıdır.
Not: Yunan katliamında Yunan askerleri bölgede yaşayan halka tarihin en ağır vahşetini yaşamışlardır.
Bunlardan sadece bazı örnekler;
1-Yunan askerleri emzirme döneminde olan kadınların göğüslerin kesmişlerdir.
2- Binlerce kadının namusuna leke atmışlardır.
3- Bazı kadınlar namuslarına el uzatılmasın diye aylarca üzerlerine hayvan ve insan pisliği sürmüşlerdir…
Yazar: Özkan ORUN





















