Gazze… Lübnan… İran… Yemen… Ve şimdi yeniden Suriye.
Ortadoğu haritasına baktığınızda, son yıllarda çatışmaların izini sürmek için uzun analizlere gerek kalmıyor. Okun yönü çoğu zaman aynı noktayı gösteriyor. Son halka ise Suriye’nin Dera iline bağlı Jamla kasabası oldu.
İsrail güçlerinin sınırı aşarak düzenlediği son kara operasyonu, yalnızca askeri bir gelişme değildir. Bu olay, uluslararası hukukun, devlet egemenliğinin ve bölgesel istikrarın bir kez daha ağır bir sınavdan geçirildiğini gösteriyor.
Bugün dünyanın birçok başkentinde “gerilimin düşürülmesi” çağrıları yapılıyor. Ancak bu çağrıların sahadaki karşılığı nedir?
Birleşmiş Milletler kararları hatırlatılıyor.
Uluslararası hukuk vurgulanıyor.
Diplomasi masaları kuruluyor.
Fakat sınır ötesi operasyonlar devam ediyor.
İşte asıl sorgulanması gereken nokta da burada başlıyor.
Uluslararası hukuk, yalnızca bazı ülkeler için mi geçerlidir?
Bir devletin toprak bütünlüğü ihlal edildiğinde gösterilen tepki, bunu yapan aktöre göre mi değişmektedir?
Eğer cevap “evet” ise, o zaman uluslararası düzenin temel ilkeleri ciddi bir güven sorunu ile karşı karşıyadır.
Dera’daki son operasyon, İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle açıkladığı askeri stratejisinin yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor. Ancak operasyonun gerçekleştiği ülke açısından bakıldığında tablo farklıdır. Suriye yönetimi bunu açık bir egemenlik ihlali olarak görüyor ve uluslararası toplumdan daha güçlü tepki bekliyor.
Ortadoğu artık yeni krizleri kaldırabilecek bir coğrafya olmaktan çıktı.
Her yeni saldırı…
Her yeni sınır ihlali…
Her yeni askeri operasyon…
Sadece hedef alınan bölgeyi değil, milyonlarca insanın geleceğini de belirsizliğe sürüklüyor.
Dünya ise çoğu zaman açıklamalar yapmakla yetiniyor.
Oysa bölgede yaşayan siviller için diplomatik cümlelerin değil, kalıcı barışın anlamı var.
Bugün gelinen noktada en önemli soru şudur:
Uluslararası toplum, devletler arasındaki ihtilafların güç kullanımı yerine hukuk ve diplomasi çerçevesinde çözülmesini sağlamak için daha etkili adımlar atabilecek mi?
Yoksa Ortadoğu, her yeni gün başka bir sınır ötesi operasyonun ve yeni bir çatışmanın haberiyle uyanmaya devam mı edecek?
Tarih, yalnızca saldırıları değil, saldırılar karşısında sessiz kalanları da yazar.
Ve bazen sessizlik, en yüksek sesle söylenmiş sözlerden çok daha ağır bir anlam taşır.



