“Umut mu, Risk mi”?
(4+4+4) eleştirdiğimiz bir sistem. Haklı eleştirimiz ilk ağızdan cevap buldu.
Ancak; eleştiri yetmez neler olabiliri de konuşmak gerekir.
Milli Eğitim Bakanı Tekin’in, “12 yıllık zorunlu eğitimin azaltılması yönünde bir kamuoyu oluştu” sözleri Türkiye’de yeni bir tartışmanın kapısını araladı. Bu tartışmayı yalnızca bir “zorunlu eğitim süresi” meselesi olarak görmeyelim; mesele aslında ülkemizin gelecekte nasıl bir nesil yetiştirmek istediğiyle ilgilidir.
Evet, ara eleman sıkıntımız var. Sanayi çırak arıyor, ustalar yanına genç almak istiyor. Üniversiteye yığılmış yüz binlerce gencimiz işsiz. Böyle bakıldığında zorunlu eğitimin yeniden düzenlenmesi, meslek liselerinin güçlenmesi için bir fırsat olabilir. Çocuklarımız, Almanya’daki gibi erken yaşta hem meslek öğrenip hem akademik olarak kendini geliştirebilir.
Ama işin anahtarı şu: Hazırlık yapılmadan atılacak adım, umudu değil hayal kırıklığını büyütür.
Meslek liseleri cazip hale getirilmeli, toplumda “ikinci sınıf okul” algısı kırılmalı.
İş dünyası ile okullar arasında gerçek bir köprü kurulmalı.
Gençler sadece meslek değil; aynı zamanda kültür, dil, teknoloji ve değerler eğitimiyle donatılmalı.
Zorunlu eğitimi azaltmak tek başına bir çözüm değil. Ama doğru kurgulanırsa, hem sanayimizin açığını kapatır hem de gençlerimizi daha üretken kılar. İşte bu noktada mesele, süreden çok eğitimin niteliğidir.
Unutmayalım ki her tartışmanın merkezinde şu soruyu sormalıyız:
👉 Bu karar, çocuklarımızın yararına mı olacak, yoksa sadece bugünün sorunlarını öteleyip yarının yükünü artıracak mı?
Biz, yarınlara daha güçlü ve daha umutlu bakmak istiyorsak, cevabı doğru vermek zorundayız.
05.09.2025
Hasan Günay



