Türkiye önemli bir sınav veriyor. Bir şebeke oluşturdukları, bu yolla kamu varlığını rüşvet karşılığı peşkeş çektikleri, resmi gücü kullanarak iş insanlarından tehdit ve şantajla haraç sızdırdıkları, 16 milyon İstanbullunun kişisel verilerini yasadışı olarak ele geçirip dış bağlantılı bir şirkete sattıkları, dahası iktidara geldiklerinde 85 milyonun bilgilerini de satma sözü verdikleri, kendilerine bu şekilde menfaat sağladıkları, yerel seçimlerde Kandil’le dolaylı iletişim yoluyla pazarlık yapıp oy karşılığı Kandil’den gelen isimleri aday listelerine yerleştirip seçilmelerini sağladıkları, Kandil ve FETÖ’ ye para transferleri yaptıkları iddialarıyla suçlanan İBB Başkanı İmamoğlu ve kadrosu hakkında açılmış iki dava var.
Dosyalarda güçlü deliller mevcut. Aralarında İmamoğlu’nun da olduğu suçlananların hemen hemen yarısı ‘kuvvetli suç şüphesi’ ile mahkeme kararıyla tutuklandı. Diğerleri adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağıyla serbest. 20’ye yakını firarda. Bir tanesinin yüklü miktarda para ile Yunanistan’a oradan da ABD’ye kaçtığı tespit edilmiş. Bir diğeri 40 milyon TL nakitle kaçmaya çalışırken ele geçirildi. Zanlıların ev, işyeri ve banka gizli kasalarında yapılan aramalarda yüklü miktarda nakit ve değerli materyaller ele geçirildi.
Durum kısaca bu. Bunun üzerine ucu kendine dokunan CHP’nin başını çektiği bir kesim, belirli bir kitleyi sokağa çağırarak kargaşa çıkarıp bu yargılamaların ve suçlamaların asılsız olduğunu öne süren bir algı operasyonu başlattı. Siyaseten son kullanma tarihi geçmiş bazıları da (Dervişoğlu, Kılıçdaroğlu, Özdağ, M. İnce, YRP ve altılı masa bileşenleri gibi) bu selden kütük kaparız hesabıyla kervana katıldı.
Bu kesimin kışkırttığı kalabalıklar sokaklara döküldü. Bunlar tamamen başıboş kuru kalabalıklardır. Sayıları, kışkırtıcıların abarttığı kadar değil, ancak yüzde onu kadardır. Bunların arasında provokatörler var. Güvenlik güçlerinin müdahalesini sağlayıp çatışma çıkarmak ve ortalığı kırıp döküp bir isyan havası yaratmak için tahrikler yapıyorlar. Polise sataşıyorlar, havai fişeklerle saldırıyorlar. ‘Taksim’i fethetme’ sloganıyla yürüyüşe geçmeye çalışıyorlar. İBB binasının camını çerçevesini indiriyorlar ve cami duvarına işiyorlar (Bu bir mecaz değildir, birkaç hadsizin, Şehzade camisin duvarını kirletirken görüntüleri var).
Garabete bakar mısınız? Soruşturma aşamasındaki bir davanın açılmasını engellemek ve üzerinde şaibe yaratmak için bir vandallık ve kurumlar üzerinde baskı mekanizması oluşturma girişimi tezgahlanıyor. Bunun da ‘hak’ olduğu savunuluyor. Davaların sükûnet içinde gerçekleştirilmesinin önü alınmak, bu olmazsa da negatif algı oluşturmak için harekete geçmiş bir azgın azınlıktan söz ediyoruz. Bir de bunları sessizce gözleyip kararını vermek üzere izleyen geniş bir kitle. Tablo bu.
TV Yorumlarında davaların sükunetle görülmesini savunanlar olduğu gibi onları negatif yönde etkileyici bir algı yaratmaya çalışanlar ve bu algının toplum nazarında etkili olduğunu, tablonun sanıklar lehine oluştuğunu savunanlar da var. İkinciler haksızlıktan hak çıkarma peşinde. Davalardaki kuvvetli suç şüphelerini açığa çıkarmak için değil de siyaseten CHP’yi ekarte etme amacıyla açıldığını öne sürüyorlar. Bu tezin toplum nezdinde güçlü olduğu ve CHP lehine bir hava oluştuğu propagandasını yaymaya çalışıyorlar.
CHP Bunun için seçimlere daha 3 yıldan fazla süre varken tek adaylı bir ‘CB adayını belirleme’ eğilim yoklaması bile yaptı. Yanına bir de ‘dayanışma sandığı’ koyup CHP’li olmayanların da ’destek oyu’ vermesini sağladılar. Açıklanan rakamlar 15 ila 20 milyon arasında. Bu da bir garabet, neden farklı farklı söylemler olsun ki? Ne çıktıysa tek bir rakam olmalı. Ama gerçeğini beğenmiyor olmalılar ki giderek arttırıyorlar. Bunun, İmamoğlu’na bir koruma şemsiyesi oluşturma amacıyla yapıldığını kendileri de belirtiyorlar. Demek bir sıkıntı var ki bu tür tedbirlere gerek duyulmuş.
Tabi bunlar, kendi rakamları, istediklerini söyleyebilirler. Emin olmamız mümkün değil, insaflarına kalmış,. Yalnız şu kadarını söyleyeyim, son seçimde, tüm muhalefetin birleşmiş olmasına ve ABD ile AB’nin açık desteğine rağmen cumhurbaşkanımızın seçilme oy sayısı 25 milyonun üzerinde.
İşte milletimizin önüne konulan sınav budur. Kuru gürültü çıkaran azgın azınlığı bir kenara koyalım. Bu tabloyu ibretlik olarak izleyen sessiz çoğunluk ne diyecek? Yaratılmak istenen algıya mı kapılacak yoksa kendi gerçeğini kendisi mi oluşturacak. Bunu öğrenmemize daha üç sene var. O zamana kadar bakalım daha neler olacak? Hangi köprülerin altından ne sular akacak. Gerçeklik, kendini algının üzerine çıkarabilecek mi? Halkımızın sağ duyusuna bırakıyorum.





















