Yazar :Servet hocaoğulları. 5 Eylül 2025 Cuma.
- Bir Portrenin Anatomisi –
Bir “Siyasetçi” profilini analiz etmekle; Siyasetin profilini bir isim üzerinden resmetmek farklı şeyler. Veya bir siyasetçinin biyografisini özetlemek ile Türk siyasetinin bibliyografyasında bir ismi kaynakça göstermek farklı düzlemler. Kaldı ki bir “Facebook sayfasında makale”ye sığdıralamayacak kadar “çoklu okuma” gerektiren bir alan. Fakat biz birşeyi deneyeceğiz: “Erdoğan sonrası için “Rapor Portre”.
İşte “Rapor Portre”nin Kodları:
1) “Merkez Siyasetçi”lerin Lideri Erdoğan mı?
CHP dışında millet tarafından merkezileştiren siyasetin ana adresi; Menderes-Demokrat Parti geleneğidir. Nitekim sayın Soylu elli yıl sonra içinden geldiği bu geleneğin partisinin genel başkanı iken AK Partiye geçmiştir. Dolayısıyla “Merkez siyasetin tipolojisi”dir. Bu şu demektir: Türkiye’nin merkez siyasetinin arayacağı tipoloji demek; bu alanın en uzun ömürlü lideri Erdoğan’dan izin almak demektir. Daha doğrusu, sayın Erdoğan’ın hayatta iken ne siyasetçi merkeze inebilir ne de merkez siyaset Erdoğan’a alternatif üretebilir. Sayın Soylu’nun “Geleneğe uyarım; Sayın Erdoğan’ın işaret ettiği yeri desteklerim!…” ifadesi sadece “sadakat” mesajı içermez; istenildiği anda sahaya inecek enerjide olunduğunun iletilmesidir. Sayın Soylu’nun dilindeki “Erdoğan sözlüğü” baskınlığı sadece AK Parti dışında bir arayışa kapalı olunduğunun altını çizmiyor sadece; Erdoğan sonrası AK Parti hakkında inisiyatif almaya da “Muhafız” olunduğunu ibra etmektir. Sayın Soylu’nun “Erdoğan sonrası da AK Parti ismiyle yoluna devam edecek!…” temennisi; sayın Erdoğan’ın emanetine yönelik duruşu da betimliyor. Sayın soylu şu tecrübeye sahip: “Erdoğan bonservisini vermediği her futbolcusunu; sahaya yakın tutar! Ve anı geldiğinde sahaya sürer!…”. Sayın Soylu “Kondisyon” fragmanı geçiyor röportajda.
2) “ABD’nin siyasetçi olmadım!” neden denir?
Sayın Soylu’nun “satır arası”nı boldlaştırdığı en replik cümlesi şuydu: “Hamdolsun… ABD siyasetçisi olmadan hizmet ettim!…”. Bu şu demek: “Ben milli bağımsızlık adına hizmet eden biriyim; fakat Türk siyasetinde “ABD Siyasetçisi” çok…tespiti yapılıyor. Bu şu da demek: “AK Parti içinde hatırı sayılır ABD siyasetçisi vardı ve benimle uğraştılar!… Ben onların hakkından geldim; fakat sınırlarımı liderim Erdoğan belirledi; ben de liderime olan güvenim sebebiyle haddimi bildim. Çünkü liderim de ABD siyasetçisi değil!… Sayın soylunun zaten “15 Temmuz’un arkasında ABD var!” demeci de şu pozisyonu kesiyor: Merkez siyaset ancak ABD karşıtlığında yapılır!… Bu şu demek: “Millet isterse; Erdoğan da işaret etmemişse; merkezin siyasetine; siyasetin merkezine inerim!…”. Röportajda da dünya siyasetini analiz etme performansı ve senaryolar hakkındaki sinopsi performansı da açıkça “Sahadayım!…” netliğini veriyor. Çünkü sayın Soylu şunun farkında: CHP karşısında 100. yılını kutlayan bir parti hiç olmadı! AK Partinin de olmayacak! Ancak Demokrat Parti-AK Parti dönemleri eklemlenirse; o zaman iki geleneği de bilen biri olarak Erdoğan sonrası meydana inecek performansta olduğunu göze sokacak netlikte gösteriyor.
3) Soylu hangi “Politik Aile”den ?
Sayın Soylu röportajda “iyi dinlenmiş ve demlenmiş” görüntüsü veriyor. Ancak sayın Soylu şu tecrübeye sahip; Siyaset yeniliklere ve yenilenmelere açık olursa geniş halk kitlesini kuşatır; Siyasetçi de lobi, takım, güç, denklem referansı ile mesafe alır.
İster kamuoyu kurgusu olsun; ister tipik politika satrancında hamle olsun; isterse de arka plan lobiciliğinin raconu olsun; sayın Soylu “Erdoğan ailesi” kadrajından bir türlü bağımsızlaşamadı. Yani sahadan edindiği ( sokaktan, milletten aldığı) enerjiyi masaya ( yüksek siyaset masasına) taşıdığında “Aile refakatçiliği”nde zorlandı Veya zorlaştırıldı. Çünkü sayın Soylu “Yüksek siyaset profili” olduğunu “mükerrer gala” tadında yapıyordu. Kuşkusuz “Bilinenlerden daha fazla paylaşılmayan/bilinmeyenler” sebebiyle de söz konusu kadraj ( Özellikle Sedat Peker üzerinden ) sayın Soylu’nun Erdoğan/AK Parti denklemindeki özgül ağırlığıyla oynamayı da kolaylaştırdı. Bu süreçte yapılacak en doğru savunma ” Beklemek siyaseti” idi ve sayın Soylu bunu yaptı. Yani suların durulmasını kolladı. Ancak sayın Soylu şunu bilir: Sular durulduğunda; yüzey çarşaf gibi; ancak dip dalga hızlanmış durumdadır… Röportajda Anne ile ilgili hatırasındaki duygusallık saf-temizdi. Ancak siyasetçi nüfusta ailesine, nüfuzda ise politik ailesine bağlıdır. O nedenle Sayın Soylu “Emeklilik” ile “Yakışır Jübile” arasındaki gerginliği kontrol edemiyor. Haklı; Çünkü röportajdaki tecrübe zaten “Yeniden başlayabilecek güçteyim!…” telkini dolu.
4) Hangi Süleyman Soylu?
Röportajda gördüğümüz sayın Soylu “Olgun ve Atak” idi. “Atanmış siyasetçi” olmadığını CV’si ile eziyordu. Ancak “Erdoğan tarafından göreve atanmak!” gibi istisnai atanma biçimini de özlediğini zımmileştiriyordu. Zaten “Emekli modu” hiç yoktu. Biraz “Yordular… Yaraladılar… Ancak dönebilirim sahalara!” inceliği her sözünde arka fon gibiydi. Hatta “Sabrımın tek sebebi; Erdoğan!” serenatı bile vardı. Fakat “Devlet Adamı” sınavlarını aşmış bir sükunet de vardı yüzünde. Ancak “İç işleri Bakanlığı Bagajı” gerçeği de mum ışığında gölge oyunu gibiydi. Mesela “Terörsüz Türkiye” analizinde en ciddi katkıyı suna bilecek tecrübeye sahip olduğunu da resmetmekten çekinmedi. “Yakışıklı şehitlerimiz” hatırası ise açıkça kırmızı çizgisini betimliyordu. Sayın Soylu “Bedeni dinlenmiş, Ruhu efkarda!” hissi veriyordu genelde. Efkarı ise “Milli dertlere kendimi adadım!” vurgusuyla deyim yerindeyse “Millete hizmet aşkı”nı mırıldanıyordu….
Şahsen… Siyasetin izini doğru sürenler için röportajda çok kritik analizler, göndermeler ve atılacak adımlara ilişkin ip uçları vardı.
Ancak bu aralar her merkez siyasetçisinin altını dönüp dönüp çizdiği/çizmek durumunda kaldığı/çizmekten keyf aldığı “Sayın Erdoğan’ın liderliğinde….” diye başlayan cümleler aslında zımni bir kabulün dilekçesi oluyor: “Hazırım!…”.
Hayırlısı….





















