Partilerin Tarihçesi
-Halk Hareketinden Kadro Hareketine-
-AK Parti Kongrelerinde Bilinmeyenler/Bilinmesi İstenmeyenler-
“Seçmen cebine bakar; dolayısıyla cebine harçlık koyan “Baba” arar!…”.
Bu ön “Yargı” kararı; Türk siyasetinin adeta “Kamyon arkası yazı” gibidir. Politik arabesk tadı verse de; Ekonominin seçime etkisini betimler. Oysa “Kamyon arkası yazı” aynı zamanda Kamyon şoförünün tarzını da betimler. Çoğu zaman analistler “Bizim toplum “Lider” düşkünüdür!…” diye anons geçer. Tarihsel genlerimize atıf olarak bir pratiği fotoğraflar… Ancak asıl soru şudur: “Halk hareketi olarak başlayan partiler neden kadro hareketine evrilir!…”. Bu sorunun cevabı olabilecek dört seçenek var. Yani soru kağıdı tekniğiyle sıralarsak şu dört cevap olma ihtimali sıralanabilir.
1) İktidar süreci “Vardiya usulü nöbet tutan zengin tabaka” oluşturur. Genelden Yerele uzanan bir ” Rant dayanışması elitizmi” üretir.
2) Sosyolojik değişime ve tarihsel akışa direnç gösteren “Kapalı devre ideoloji” ile jübile yapılır. Doktrinden kopuş hızlanır ve Popülizmin taşeronları ile “Politik piyasa” genişletilir.
3) Lider, ekibini “Kontrollü muhtaçlık ve Tekelleştirici yönetim esiri” kılarak; Halk hareketi ile kadro hareketini yönetmeyi ayrıştırır. Kadronun Halk etkileşimini zayıflatarak “Alternatifsiz Lider” programını işletir.
4) “Başlangıç çizgisi” ile “Final çizgisi” arasındaki anlam-bağlam çeşitlendirilerek; “İdeallerin kolektivizminden gerçeklerin faydacılığına geçiş” sözlüğü oluşturulur. Yani “alan-veren memnun” kültü siyasetin özüne konuşlandırılarak; karşılıklı “Politik şantaj diyalektiği” işletilir.
Liderin “Birlikte yola çıktıklarımı; hangi suç, günah, entrika içinde olurlarlarsa olsunlar; onları düşmanlarıma vermem! Yaptıklarını örterek; onların sadakatini sağlarım!…”. sözünde resmedilen “Kadroculuk” tarifi; yukarıdaki seçeneklerin hepsini yatay keserek çoğaltır. Fakat “Halk hareketi” ile “Kadro hareketi” arasındaki makasın açılması veya ayrı kanallarda etkinleştirilmesi bir Lidere sadece zaman kazandırır. “Zaman kazanmak” ise iki yan etki yapar: İktidarın ömrünü uzatmak ve halkı arayışa düşürmek.
Bir de Liderin “Devlet aklı ve Küresel oyun kuruculuk Lider ile Devletin özel ilişkisidir; Kadro’yu ilgilendirmez. Kadro dolayısıyla “Teşkilat”ın ana yükü “Liderin PR’ını yapmak ve Şikayet kutusu rolü oynamaktır!…” politik koridorunu açık tutmak; bize bir başka gerçeği fısıldar: ” Mülk bir azınlığın arasında dönüp durmasın!…” diye tavsiyede bulunan Kur’an sözüne uymamak; zamanla”Bu da Allah katındandır!…” diye bir dil geliştirildiğine işaret eder. Yani “Kutsanarak kemikleşen örgüt” kadrajına düşüldüğüne işaret eder.
Peki AK Parti yukarıda çerçevelediğimiz süreçlerle ne kadar kesişen, örtüşen, ayrışan bir sicile sahip oldu acaba? Kuşkusuz buna cevap için ne bu sayfa teklifte bulunuyor ne de yorumlarla bu cevaba ulaşabiliriz. Bizim bu sayfada “arka plan” eskizi yapmak adına hedefimiz; Kongreler sürecinde bilinmeyenlere, bilinmesi istenmeyelere gönderme yapmak… Seçenekleri yine “Soru kağıdı” tekniğiyle sıralayalım.
1) “31 Mart sonuçları” ile yapılan Kongreler arasında ( Tercih edilen İl başkanları ve kadro yönüyle) hiç bir bağ-etkileşim-karne gözetilmeden sürecin yürütüldüğü çok açık(lanmıştır.). 31 Mart seçim sonuçlarında Genel Merkez-Teşkilat sorumluluğu “sıfırlanarak” karara bağlanmış; 31Mart sonuçları “Ekonomik gerekçeye” indirgenerek süreç, “Onca sorun arasında; bir de Teşkilat içinde tartışma istemiyoruz! Mevcutlarla devam!” kararı “Politik Dikte” olarak işleme alınmıştır.
2) Lider’in 22 yıldır işlettiği “Şehirlerden sorumlu Ağabey” rutini işletilmiş; Teşkilat meselesi “Ağabey ödevi” eşiğinde tutulmaya devam edilerek; Liderin çekirdek kadrosuna “Sorun istemiyorum; sizden bilirim!…” telkini işlem görmüştür. Böylelikle Lider “Halk hareketi” ödevini kendisine; “Kadro hareketi” ödevini ise çekirdek kadrosuna havale etmiştir. “Aynı ekiple; oturma şekli değişerek..” modeli yinelenmiştir.
3) Cumhurbaşnalığı sisteminin yan etkisi sebebiyle Şehir kadrosu ( Milletvekilleri ve Teşkilt yapısı) “Genel iktidarın yürütme etkisi”nden uzak kaldığından/uzak düşürüldüğünden; geriye tek “Politik sermaye” olarak şehirler yani yerel yönetim erkliği kalmıştır. Dolayısıyla “Yerel erklik paylaşımı” ve “Teşkilatı beslemek” gibi ciddi bir “yük” sebebiyle; durduk yerde yerelde tartışma oluşturmak istenmemiştir. “Alışılmış olan yeniliğe kıyasla daha az hasar verir!..” kaidesi işletilmiştir.
4) Lider ile “Yaşlanmak” psikolojisi aşılamamıştır. Yani en az Lider kadar hareketin içinde “Yaşlanmak” psikolojisi; doğası gereği “Hakkımı isterim!…” sosyolojisi oluşturmaktadır. “Halkın hakkı Hala verilsin!… Benim hakkım da bana!..” talebi Liderin yönetmekte çok zorlanacağı bir yük-yekün tutmaktadır. Uzun süre iktidar demek; uzun süren talep kültü demek. Dolayısıyla “META yorgunluğu” ile “METAL yorunluk” arasında yorulan lider için tek seçenek vardır: “Politik özerklik” modelini işletmek. Yani Teşkilatın özerk alanını canlı tutmak.
Acaba… AK Parti yukarıdaki iki ayrı kategoride sıraladığımız sekiz (8) seçenekten hangisine ne kadar düştü!… Belki de hiç birine! Yani “hiçbiri” seçeneği de olabilir… Belki de “Hepsi” seçeneğinde kalındı.
Fakat… Bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz şudur: AK Parti “Cevap Anahtarı” döneminden “Soru Kağıdına” dönemine geldi!… Cevapların bazılarını soru kağıdında görememek gibi bir şaşkınlıkta var tabi…
Fakat “Sınav ne sınavı?” diye sorarsak; cevabımız şudur: Halk hareketi artık Kadro hareketi mi oldu?



