1. Haberler
  2. Haber Vakti
  3. Washington’da Derin Çatlak: Türkiye Dosyasında Beyaz Saray ile Statüko Karşı Karşıya?

Washington’da Derin Çatlak: Türkiye Dosyasında Beyaz Saray ile Statüko Karşı Karşıya?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Amerikan siyasetini yalnızca seçimler belirlemiyor. Sandıktan çıkan irade ile onlarca yıldır devlet mekanizmasının içinde yer alan bürokratik yapı arasındaki mücadele, zaman zaman başkanların dahi hareket alanını daraltabiliyor. Son yıllarda bu çatışmanın en görünür örneklerinden biri ise Türkiye dosyasında yaşanıyor.

Washington’da bugün yaşanan tartışma, yalnızca birkaç savaş uçağının ya da bir motor satışının ötesinde anlam taşıyor. Asıl mücadele, Amerika’nın dış politikasını kimin belirleyeceği sorusu etrafında şekilleniyor. Bir tarafta seçilmiş siyasi yönetim, diğer tarafta ise Kongre, Pentagon, düşünce kuruluşları ve yıllardır oluşmuş lobi ağlarının oluşturduğu güçlü statüko bulunuyor.

Başkan Yardımcısı JD Vance’in kamuoyuna yansıyan şu değerlendirmesi de aslında bu iç mücadelenin nasıl okunduğunu gösteriyor:

“Bürokrasi, seçilmiş liderleri iş yapamaz hale getirmek için haftada iki kez suni Watergate krizleri üretiyor.”

Bu söz yalnızca iç siyasete yönelik bir eleştiri değil. Aynı zamanda Washington’daki karar alma süreçlerinin nasıl kilitlendiğine dair dikkat çekici bir bakış açısını da ortaya koyuyor.

Türkiye Dosyası Yeniden Açılıyor

Uzun yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerinin merkezinde savunma sanayii bulunuyor.

F-35 programından çıkarılma süreci…

CAATSA yaptırımları…

S-400 krizi…

Kongrede art arda gelen itirazlar…

Bütün bunlar iki NATO müttefiki arasındaki güven krizini derinleştirdi.

Bugün ise yeni bir sayfa açılabileceğine ilişkin işaretler konuşuluyor. Özellikle Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN için ihtiyaç duyduğu F110 motorlarının tedarik süreci, Ankara-Washington hattındaki en kritik başlıklardan biri olarak görülüyor.

Ancak Washington’da hiçbir stratejik karar yalnızca Beyaz Saray’ın isteğiyle sonuçlanmıyor.

Çünkü Amerika’da dış politika, çok katmanlı güç merkezlerinin ortak mücadelesiyle şekilleniyor.

Washington’un Görünmeyen Gücü: Lobiler

Amerikan Kongresi’nde yıllardır etkili olan çeşitli lobi organizasyonları, Türkiye dosyasında da oldukça aktif bir rol üstleniyor.

Özellikle Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs ve Orta Doğu başlıklarında faaliyet gösteren Rum, Ermeni ve İsrail yanlısı çeşitli kuruluşlar, Kongre üyeleri üzerinde ciddi bir etki oluşturabiliyor.

Bu yapıların temel hedeflerinden biri, Türkiye’nin savunma sanayiinde tam bağımsız hale gelmesini zorlaştıracak düzenlemelerin hayata geçirilmesi.

Bu nedenle Washington’da yaşanan tartışmalar yalnızca teknik askeri ihracat prosedürü olarak okunmamalı.

Asıl mücadele, Türkiye’nin hangi şartlarla güçleneceği sorusu etrafında dönüyor.

Karşı Lobi Cephesi de Boş Durmuyor

Ancak tablo artık geçmiş yıllardaki kadar tek taraflı değil.

Son dönemde Türk-Amerikan iş dünyası, savunma sanayi temsilcileri, NATO güvenliği üzerine çalışan uzmanlar ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı savunan çeşitli çevreler de Washington’da daha görünür hale geldi.

Özellikle Amerikan savunma sanayi şirketlerinin önemli bir bölümü, Türkiye’nin NATO içerisindeki askeri kapasitesinin korunmasının ittifakın genel caydırıcılığı açısından kritik olduğunu savunuyor.

Çünkü Türkiye yalnızca bir silah müşterisi değil.

Karadeniz…

Orta Doğu…

Kafkasya…

Doğu Akdeniz…

Balkanlar…

Bu coğrafyaların tamamında aktif askeri kapasiteye sahip bir NATO ülkesi.

Dolayısıyla Washington’daki karşı lobi çalışmaları yalnızca Ankara lehine yürütülen diplomatik girişimlerden ibaret değil.

Amerikan savunma sanayi şirketlerinin ekonomik çıkarları, NATO planlamaları ve jeopolitik gerçekler de bu denklemin önemli parçalarını oluşturuyor.

Şartlı Destek Arayışı

Türkiye karşıtı çevrelerin doğrudan “hayır” demekten çok daha farklı bir yöntem izlediği görülüyor.

Tamamen engelleyemedikleri süreçleri ağır şartlara bağlamak…

Teknik kısıtlamalar getirmek…

Teslimat sürelerini uzatmak…

Yeni raporlama zorunlulukları oluşturmak…

Kullanım alanlarını sınırlandıracak maddeler eklemek…

Bu yöntemler Washington siyasetinde uzun yıllardır uygulanan klasik baskı araçları arasında yer alıyor.

Böylece süreç tamamen durdurulmasa bile zaman içerisinde etkisini kaybedebiliyor.

Pentagon ile Siyasi İrade Aynı Noktada mı?

Amerikan savunma bürokrasisi ile siyasi yönetimin her zaman aynı çizgide hareket ettiği söylenemez.

Pentagon’un öncelikleri…

Kongrenin siyasi dengeleri…

Beyaz Saray’ın diplomatik hedefleri…

Savunma şirketlerinin ekonomik beklentileri…

Bu dört başlık çoğu zaman birbirinden farklı yönlere işaret edebiliyor.

İşte Türkiye dosyası da tam olarak bu nedenle Washington’da en karmaşık başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.

KAAN Sadece Bir Uçak Değil

Türkiye açısından mesele yalnızca yeni nesil bir savaş uçağı üretmekten ibaret değil.

KAAN projesi;

  • motor teknolojisi,
  • aviyonik sistemler,
  • radar altyapısı,
  • elektronik harp kabiliyeti,
  • yerli mühimmat entegrasyonu,
  • bağımsız savunma ekosistemi

gibi birçok stratejik başlığı aynı çatı altında topluyor.

Bu nedenle projeye yönelik her uluslararası gelişme, Ankara tarafından yalnızca ticari bir süreç olarak değerlendirilmiyor.

Doğu Akdeniz Denkleminde Yeni Sayfa

Son yıllarda enerji rekabeti, deniz yetki alanları ve güvenlik politikaları nedeniyle Doğu Akdeniz, küresel güç rekabetinin en önemli sahalarından biri haline geldi.

Türkiye’nin Mavi Vatan yaklaşımı…

Yunanistan’ın Avrupa Birliği desteği…

Güney Kıbrıs’ın enerji politikaları…

İsrail’in bölgesel güvenlik stratejisi…

ABD’nin NATO dengesi…

Bütün bu başlıklar savunma sanayii kararlarını doğrudan etkiliyor.

Bu nedenle Washington’daki her askeri ihracat kararı, yalnızca savunma ticareti olarak okunmamalı.

Türkiye Artık Eski Türkiye Değil

Son yirmi yılda savunma sanayiinde elde edilen yerli üretim kapasitesi, Türkiye’nin dış politika manevra alanını önemli ölçüde genişletti.

İHA ve SİHA teknolojileri…

Milli gemi projeleri…

Hava savunma sistemleri…

Füze teknolojileri…

Elektronik harp sistemleri…

Milli savaş uçağı çalışmaları…

Bu tablo, Türkiye’yi geçmişte yalnızca dış tedarike bağımlı bir ülke konumundan uzaklaştırdı.

İşte tam da bu değişim, Washington’daki bazı çevrelerin Türkiye’ye yönelik yaklaşımını yeniden şekillendiriyor.

Sonuç

Amerikan siyasetinde yaşanan mücadele yalnızca Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki klasik rekabetten ibaret görünmüyor.

Asıl mücadele, seçilmiş siyasi yönetim ile onlarca yıl boyunca kurumsallaşmış karar mekanizmaları arasında yaşanıyor.

Türkiye dosyası ise bu mücadelenin en dikkat çekici başlıklarından biri olmaya devam ediyor.

Washington’da lobi faaliyetleri, Kongre dengeleri, savunma sanayii şirketlerinin çıkarları ve jeopolitik hesaplar aynı masada buluşurken, Ankara da milli savunma hedeflerinden geri adım atmayan bir strateji izliyor.

Önümüzdeki süreçte alınacak kararlar yalnızca iki ülke arasındaki askeri iş birliğini değil, NATO’nun gelecekteki güç mimarisini ve Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeleri de etkileme potansiyeli taşıyor.

Belki de bugün yaşanan tartışmaların gerçek önemi burada yatıyor.

Çünkü Washington’da verilen her karar, artık yalnızca Amerika’nın değil; Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Doğu Akdeniz’den Avrupa güvenliğine kadar uzanan geniş bir jeopolitik hattın geleceğini de doğrudan etkiliyor.

Washington’da Derin Çatlak: Türkiye Dosyasında Beyaz Saray ile Statüko Karşı Karşıya?
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Analiz Vakti ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.