Batı Çalışma Grubu; ABD/CIA ile Deniz Kuvvetlerinin “Gölcük Ekibi” denilen bir askeri ekibin birlikte yürüttüğü ve temelinde “Erbakan İktidarını Devirmek” görüntülü; ancak Cumhuriyet tarihi boyunca bir türlü sonlandırılamayan “Muhafazakar Dindarlık” sosyolojisini kurutmaktı. Seçilen strateji “Başörtüsü” oldu. Neden “Başörtüsü” seçildi?
Çünkü “Başörtüsü” seküler muhafazakarlıktan başlayıp; Muhafazakarlıktan dindarlıkla devam eden; En radikal şeriatçı/tarikatçı anlayıştan İslamcı cepheye kadar; tüm “Dini kültür” anlayışının ve de yelpazenin “Ortak/Şemsiye” etkisi olan bir “Sembol” idi. Dolayısıyla seküler, laik, kemalist, İnkılapçı sosyolojinin “modernleşmenin en en önemli sembolü: Başörtüsünü çıkartmak!”…stratejisine uygun bir zemin/malzemeydi.
Kuşkusuz “İslam’da Başörtüsü” başlığı altında İlahiyat(çılar) marifetiyle yürütülen sözde fıkhi tartışmalar ve FETÖ elebaşısının “Teferruat” etkietlemesiyle devam eden “siyasallaşan örtü” ekseni de ayrı bir “stratejiyi besleyen” süreç oldu.
Fakat biz bu yazıda; 27 yıl öceki sürecin arka planını deşifre etmek yerine; Ve “Başı örtülü; geride kalanı teşhir edici” kadın tipolojilerinin hangi projenin ürünü olduğunu da konu etmeyeceğiz.
Biz “Kripto” bir yüzünü hatırlatacağız.
İşte; 28 Şubat sürecinin Gölcük’teki mutfağını kuran ABD/CIA ile Deniz kuvvetlerinin Gölcükteki “özel” ekibinin bir “mutfak ürünü” vardı: Sahte Dijital belge üretme. Bu dijital belge üretme içinde; üç şey çok hassastı: İnsanların bilgisayarına girerek; onları ileride zor durumda bırakacak dijital etkinleştirme ürünleri sağlamak. Dinleme cihazları ağı ile kayıtlar ve bunları ispatı çok zor “montajlanmış videolar” serisine veya ses serisine evriltmek. Ve tabi “sahte evrak” düzenlemek.
Fakat plan yapan bu mutfak yaptıkları plandan çok daha erken sonuç aldılar: Erbakan hükümetini devirdiler. On binlerce Başörtülü öğrencinin eğitim hakkını ellerinden aldılar ve en önemli başarı da “Başörtüsü ile Laiklik” ilişkisinin uyumsuzluğunu yasallaştırdılar ve modernleşmenin önündeki en sembolik görüntünün “.başörtülü kadın” olduğuna halkın özellikle seküler, ulusalcı, çağdaş kesimini ikna ettiler ve inanılmaz desteğini aldılar.
Fakat.. Bir gelime oldu. ABD/CIA bir karar aldı ve eski stratejik ortakları olan Gölcük ekibini tasfiye etme kararı aldı. Gölcük ekibi bir birinden çok haz etmeyen “Kemalist” ve “Atatürkçü” ekipten oluşuyordu. CIA yanlarına Kemalistleri alıp Atatürkçülere operasyon yaptılar: Ay ışığı, balyoz, Ergenekon operasyonlarını örgütlediler. FETÖ ve Kemalist/Ulusalcıların mutlak iş birliği bu süreçte pekişti. Zaten 15 Temmuzu da Kemalist/Ulusalcı tayfa ile FETÖ birlikte yaptı. Çok ilginçtir; Atatürkçüler 15 Temmuz’da tereddütsüz Erdoğan’ı kollayarak sürecin atlatılmasına katkı sundular. 15 Temmuz’dan sonra; Erdoğan’ın “Muhafazakar ulusalcı” çizgiye “esnek katkı” vermesinin ana nedeni de budur.
Fakat 15 Temmuz’dan sonra alınan kritik kararda; çok enteresan bir uygulama/operasyon devreye alındı. FETÖ adına ne varsa; hatta FETÖ’ye selam veren bile tasfiye torbasına konuldu; Pramidin tepesi (İhanet); Ortası (Ticaret); Tabanı (İbadet) olarak tariflense de hepsinin üstünden geçildi.
Ancak 28 Şubat sürecinin Piramidinin tepesinden sembolik olarak İhanet katından generaller cezalandırıldı; ancak ortasında olan ticaret tabakası ( Tüsiad başta olmak üzere) korundu ve alttaki seküler, laikçi, çağdaş azmettirici bürokratlar, medyacılar tasfiye edilmediği gibi AK Partinin için AKP (AKEPE) dokusu olarak içeri alındı/veya aldırıldı.
Neden?
Çünkü 17-25 Aralıkta CB Erdoğan’a şu gösterilebildi: 28 Şubat sürecinin mutfağı ( Dijital suç üretme sistemi) hala işliyor!… Bu şu demekti: Devlet mekanizmasının tüm damarlarında bu mutfak akıyor!… Yani enfekte edilmiş dokular duruyor.
Tabi bu arada; “Başı örtülü” olmak dışında yapıp ettikleri bırakın dine aykırılık halleri; Din dışılığı mide bulandırıcı tabloları;, insanlığımızdan bizi utandıracak bir “enfekte edilmiş muhafazakar kadın” sürüsünün çekirge sürüsü gibi yayılması işte bu dijital mutfağın aktifliğinin sadece bir örneğidir; ve de çok ironiktir; İktidarın 22 yıllık yandaşı bir medyanın sabah kuşağı programlarda “Sapkın ve ensest ilişkilere sahip ailelerin hepsinin “cehalet ve cerahat örneği” olarak sergilenirken; çoğunun başının örtülü kadınlardan oluşması ve toplumun ezici çoğunluğu olan ev hanımlarının “Sabah eğlencesi” kılınması aynı mutfağın zeka ürünüdür.
28 Şubat sürecindeki dijital mutfağın üç ayağı vardı: “Tapeler”; “Tarikatta sapkın kadın şehveti” örneklemleri ve “Atatürk heykeli kıran meczuplar” seronomisi; bugün de bu üçleme devam ediyor:
Özellikle “YouTuber Hocaefendi” örnekleriyle tezgahlanan bu süreç ( Bu arada bu YouTuber hocalar kitlesel beğeni sarhoşluğu içinde dini yayma senası yaptığı gafletinde bulunuyor) CB Erdoğan’ı şuna mecbur bıraktı: FETÖ adına herkesi tasfiye; Fakat 28 Şubat sürecinin mutfağında olan ve sosyolojik destek verenleri AK Parti içine alıp eritme/yönetme…
Sonuç?
CB Erdoğan “Al ve yok et!…” planında o kadar çok ısrar etti ki; Ve o kadar “Harca ve lehinde dondur!” metodunda başarılı oldu ki; AK Parti içine alınıpta posası çıkarılmamış eski rakipler kalmadı.
Ancak Yerine kalıcı, sürdürülebilir “İnşa ve ihya” sosyolojisini örgütleyemedi. Zaten 8. Olağan kongrede yaşanan beklenti işte bu ihya/inşa kadrosu beklentisiydi. Olmadı!…. “Al ve yut!” kararı “istikrar” gösterdi!
Fakat CB Erdoğan’ın yorgunluğuna da bu sebepti: Al al bitmez! Yut Yut doymazsın!… sonu yok bu taktiğin.
Oysa ihya ve inşa demek; Bin yıl süremese de zulüm; Hakkın bin yıl sürmesinin sağlanması demekti. Liderin ömrü ile sınırlı hakikat olur mu ya hu!


