Sayın Yusuf Tekin’den “Yapay” Açıklama: MEB Zekası Neden Robotlaştı?

image_870x_68826835c1a97

LGS tartışmalarının gölgesinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) önemli bir görev değişimi yaşandı. Bilgi İşlem Genel Müdürü Özgür Türk’ün görevden alınması ve yerine Prof. Dr. Ersin Karaman’ın atanması, kamuoyunda geniş yankı buldu. MEB Bakanı Yusuf Tekin, bu değişikliğin LGS tartışmalarıyla ilgili olmadığını, aksine MEB’in yapay zeka alanındaki projeksiyonları doğrultusunda önceden alınmış bir karar olduğunu belirtti. Sayın Tekin, yapay zeka konusunda çalışmaları olan bir akademisyenin göreve getirilmesinin, bakanlığın bu alandaki hedeflerini yansıttığını ifade etti.

Ancak bu açıklama, Sayın Tekin’in LGS sürecindeki operasyonel ve politik zekayı yeterince okuyamadığı, muhalefetin üniversite öğrencilerine yönelik “biriktirilmiş yapay zeka” stratejisini çözümleyemediği bir duruma düşürüldüğü izlenimini uyandırıyor. Gelin, “Yapay” ve “Gerçek” geriliminde LGS’deki ikinci perdeyi deşifre edelim ve Sayın Tekin’in nasıl bir tuzağa çekildiğini göremeyişinin sebeplerini irdeleyelim. Ayrıca, idari tasarrufla “yapay zeka tasarrufu” arasında kurulan “izah ilanı” ile yapay zeka konusundaki “izan seviyesi”ni karşılaştıralım.


Yapay Zeka Kim: Robot mu, İnsan mı?

“Yapay” sıfatı neden “eşya”ya verilir, yani neden robotun zekasına “yapay” denir? MEB bu soruyu cevaplayabilmiş değil. Daha doğrusu, MEB birikimi bu kritik sorudan/sorundan kaçıyor. Neden mi? Çünkü bu sorunu gündem yaparsa ve çözümlerse, AK Parti iktidarı dönemindeki MEB sicili ortaya çıkacak ve/veya MEB politikalarındaki “politik çıkmaz sokakta eğitim” kadrajı görünür olacak.

Aslında Sayın Tekin, MEB müşaviri olduğu günden beri MEB’i konu ettiğimiz politik çıkmazdan çıkarma niyet, irade ve eforu içindeydi. Hatta “yapay” sıfatının neden insana değil de robota verildiğinin perde arkasını çözümlemiş ve AK Parti iktidarında da bunun neden gizlendiğine tanık olmuş biri. Yani Sayın Tekin ne ile karşı karşıya olduğunu bilen biriydi. Ancak hem ekip olarak hem de mücadele edilecek olana yönelik strateji üretme konusunda ya gecikti ya da aldatıldı!

Çünkü “yapay” sıfatının yakıştırıldığı şey ne olursa olsun, kastedilen şudur: Kendisine ne yüklendiyse, yüklenenler arasında “hız ve algoritma” ile “harf/ses/imge indeksi” bağı kurarak cevap vermektir. Ancak kritik kod şudur: Yüklenen ile ilişki ve hızlı cevap!

Dikkat! Yapay zeka için sözlük’lenen ne varsa ve ne bekleniyorsa, Türk eğitim sisteminde de onlarca yıldır insandan beklenen odur!

Keskin cümleyi kuralım: MEB’in trajedisi şudur: MEB’in eğitim anlayışı-zihniyeti-uygulaması aslında insan için verimli olan değil, bizzat “yapay zeka” yüklemesini canlıya yapma çabasıdır! Daha da keskinleştirelim: MEB bugün “yapay zeka” için ne yapılıyorsa, aynı yöntemi “canlıya” uygulamaya çalışmaktadır. Dolayısıyla ana-kronik sorun budur: Canlıya yapay zeka yüklemek!

Çocukluktan itibaren başlayan neredeyse doktora düzeyine kadar uygulanan eğitim politikası “insana yapay zeka yüklemek”ten ibarettir. Bu nedenle, bugün bilişim teknolojisinin icadı olan yapay zeka “cansıza/makineye” yüklendiğinde, insana oranla milyarlarca bilgi kalemi yüklenebildiğinden, insan bunun karşısında ancak “ahmaklaştırılmış asistan” kalabilir. “Ahmak” yerine “köle” belki daha estetik durur; ancak ahmaklığın özünde “yüklenen ve tekrarlanan bellek” olduğu için daha detay verecektir.

Sonuç olarak; MEB “yükleyen ve hızla cevap istenen” bir “yapay zeka” politikasına mahkum edilmiştir. Dolayısıyla ne cansız/makineye yüklenmiş yapay zeka ile iletişime geçebilecek ne de baş edebilecek bir nesil ortaya koyamaz!

Şimdi, Bilgi İşlem Genel Müdürlüğüne atanan akademisyenimiz, hocamız acaba “yapay zeka” çalışmaları derken robot muhataplığında mı deneyimlidir; yoksa MEB’in robot karşısında (genelleme için robot ifadesi kullanışlıdır diye düşünüyorum) insanı ahmak durumuna düşürmekten kurtaracak ve “gerçek zeka” ürünü bir nesilin yetişmesi noktasında, öğrencilere muhatabı olan yapay zekayı deşifre etme ve yönetmeyi mi öğretecek?

Neredeyse ilköğretimden doktora öğrencisi aşamasına kadar milyonlarca insanımızı “düşük yoğunlukta yapay zeka” tipolojisinde yetiştiren ve de “otomasyon” hızında sınav sistemi üzerinden etkinleştiren bir eğitim sistemi ortada iken; yapay zeka muamelesi ile “şartlandırılmış kuşak” modunda toplumsallaşan kuşakların “Tekin istifa!” diye temposunda gündem boğulurken…

Sayın Tekin’in hem LGS operasyonunun çeşitlenmişliğini görememesi hem de “politik acemelik” izlenimi veren yeni atamayı “yapay zeka için geliştirdiğimiz projeksiyon gereği…” diye bir “MEB içi paradoks albümü”ne yeni fotoğraf vermesi çok üzücü!

Oysa Sayın Tekin’in insan-eğitim ilişkisindeki hafızasını, skalasını bilen biri olduğumu düşünüyorum. Çünkü hem bizzat kendisinden saatlerce dinlemişliğim var hem de takipteyim. Yazık oluyor!


2. Gezi Kalkışması MEB İçinde mi Olacak?

“Gezi zekalılara anlatır gibi anlatıyorum!” denmeliydi. Sayın Tekin öyle bir “dil sürçmesi” içine düşürüldü ki, hala bu düştüğü yerden konuşuyor. Örneğin “LGS sınavı Bilgi İşlem Müdürlüğümüze değil Ölçme-Değerlendirme Müdürlüğümüze bağlıdır!” diyerek “çifte kavrulmuş tuzak”a isteyerek-istemsiz giriyor!

Çünkü Sayın Tekin LGS üzerinden yürütülen operasyonu “soru çalmak”a indirgedi! Yani operasyonun özünün “soru çalmak” olduğunu sandı veya sandırıldı. Oysa LGS’de gündeme gelen ve devam ettirilen tartışma ekseni “soru çalmak” değildi!

Aslında yürütülen kampanyanın parolası “hak çalmak!” idi. Yani zaten iktidara karşı yürütülen ardışık operasyonun kodu: “Hak çalınıyor!” idi. Sayın Tekin bunu görmedi! LGS’nin bir başlangıç değil bir sonuç olduğunu fark edemedi.

Oysa LGS gündemi, muhalefetin kesintisiz sürdürdüğü bir propagandanın-operasyonun yukarıdan aşağıya yöntemiyle-zinciriyle etkinleştirdiği “son halka” idi!

Muhalefet beş yıl önce vites yükselterek “KPSS hakkı; mülakatlarda gasp ediliyor!” stratejisi ile başlamıştı. Yani “hak eden; yüksek puan alan çocuklarımız, mülakatlarda eleniyor ve daha düşük torpilli olanlar alınıyor!” içeriğinde bir operasyon-propaganda yürütüldü. İktidar bu operasyonu öyle bir yedi ki; süreci yönetemediği gibi; mülakatlara yönelik izahlar ve tedbirler; muhalefete daha büyük alan açtı!

Dikkat! Operasyon mezun olmuş olanlar üzerinden yürütüldü. Üstelik eş zamanlı olarak “mühendisler sokakta simit satıyor! Mühendisler BİM’de kasiyer oldu!” temposu tutuldu. Yani algı oku şu idi: Bir avuç zengine hizmet ediyor devlet!

Sonra operasyon üniversite içine; yani ders yılına yöneltildi. Yurtlar bombası atıldı! İktidar bunu bile izah etmekte zorlandı! Yurtlar yaptı! “Tarikat yurtlarında tecavüzler” gibi kara propagandalar bile devreye alındı… İktidar daha da zorlandı. Enforme edemedi! Süreci o zaman da “geri zekalılara anlatır gibi!” anlatma çabasına düşüldü.

Oysa iktidarın karşısında operasyon zekası vardı! Yani iktidarın karşısında “Gezi Zekalı”lar vardı. Hükümeti düşürmeye matuf çoklu cephe açabilen ve kamusal alanı provoke eden bir zeka vardı aslında!

Sonra operasyon üniversite sınavlarına indirildi! FETÖ’nün “soruları çalmak!” hafızası canlandırıldı! Yani sorulardan haberdar olan eğitimcilerin, uzmanların bu bilgileri sattıklarına ilişkin algıyı hep canlı tuttular. Yani FETÖ kadar sistematik olmasa da; soru piyasasının devam ettiği algısını oturttular. İktidar “Bunlar FETÖ kalıntısı çöpler!” dese de; Gezi zekalılar sistematik cepheleşmeyi sürdürdüler.

Sonra operasyon liselere indirildi! Dikkat; yukarıdan aşağıya doğru iniyor! Yani muhalefet-Gezi zekalılar “balık baştan kokmuştu! Kuyruğa indi!” keskinliğinde çalıştılar. İmam Hatip Liseleri ile “tarikat kolejleri” temposu tuttular. Ve bir şeyi hedef gösterdiler: “İktidarın proje okulları stratejisi laikliğe ve tevhid-i tedrisata aykırıdır!” İktidar yıllarca proje okulu konusunu anlatamadı topluma!

Ve gelinen nokta; iş ortaokul seviyesine indirildi ve oturtuldu. Yani mülakattan başlatan operasyon zinciri son halkasına ulaştı!

İşte bunu Sayın Tekin ya göremedi veya onu enforme etmesi gereken yönetim, ekip onu yanılttı! Veya daha vahimi: birlikte yanıldılar!

Oysa! Sayın Tekin, MEB Bakanı olduktan sonra; hem yapay zeka sicili konusunda; MEB’in yapay zekayı canlıya yüklemek gibi muazzam stratejik hatadan geri dönülmesi; hem de mülakattan LGS’ye kadar ardışık gelen “Gezi Zekalı” operasyonlara karşı tedbirler alması gerekiyordu.

Peki, Sayın Tekin bu iki muazzam strateji üzere; hem tedbir almak hem de atak yapmak durumdayken; MEB Müşavirliği döneminden beri aslında bu iki muazzam kronikleşmiş cephede savaşmak için gerekli CV’ye sahip olduğuna tanık ettirmişken;

Dolayısıyla Sayın Tekin döneminde hem MEB’in çıkmaz sokaktan çıkması umudu; yapay zekayı insana değil eşyaya-makineye yükleyerek; insanı yapay zekanın efendisi yapacak tarzda insandaki muazzam yorumlama, stratejileme, yönetme, karar verme yetisini güçlendirecek müfredata ulaşılacağı ve en önemlisi de “mülakattan LGS’ye” kadar indirilecek/indirilen darbelere karşı basiretli, ferasetli bir ekiple ve informatik strateji ile hareket edileceği beklentisi… Gelinen nokta itibarıyla; tüm bu beklentiler riske girmiş görülüyor. Belki de Sayın Tekin’in görevden alınması ile de sonuçlanacak bir “politik defans”a dönebilir.


Sonuç

İktidarın 23 yılda MEB konusunda hatırı sayılır bina-yasa-atama karnesi “Pek İyi” kalsa da; dijital dünyanın geldiği bağlam; yapay zekanın beraberinde getirecekleri; mülakattan LGS’ye kadar eğitim seyrinin her aşamasında “hakkı sahibine vermek; adalet” noktasında bir sistem ortaya koymak; kişisel tanışıklıkların sistemi zehirlemediği; seçmenin şantaj adresi olmamış; politik paydaşlara diyet olarak sistemden kadro verilmediği; ve en hayati olan da bütün siyasi partilerin evlatları yani toplumun kendisi bizzat bu gemide olduğu için; MEB’deki her eksikliğin acısının devletten ve toplumdan çıktığı bilinciyle!

Sayın Tekin; hem yapay zeka gündemini hem mülakattan LGS’ye kadar inen “hak çalınıyor!” propagandasına karşı; dersine çalışmış, iyi enforme edilmiş ve “Gezi Zekalılara anlatır gibi!” anlatabilmeliydi! Veya ekibi ona bunu anlattıracak ortamı sağlamalıydı! Olmadı.

Değilse! İktidarın “MEB’de bayrak değişimi!” gibi bir politik rutini zaten var!

Ancak iktidar da şunu bilmeli; bayrağı başkası alabilir tabii ki! Ancak bayrağı veren ve alana değil; bizzat bayrağa odaklanmamız gerekiyor!

Sahi o bayrak hangi bayrak olacak? Robottaki yapay zeka karşısında düşük-ahmaklaştırılmış yapay zeka yüklemesi durumunda kalmış nesil bayrağı mı? Kabul edilemez! Mülakattan-LGS’ye kadar inen “Gezi Zekalıların Operasyonları” mı? Bitmez!

Exit mobile version