Erken Kalkan “İktidar” Olur, Peki Yolsuzluk Bir “Politik Uzlaşı” Olabilir mi?
Yazar: Servet Hocaoğulları
İnsan varsa zaaf da vardır, güç varsa çürüme kaçınılmazdır. Siyaset, insanın doğasında bulunan “zaaf ve çıkar” eğilimlerinin en çok görünür olduğu alanlardan biridir. Ancak asıl mesele, bu zaafların nasıl yönetildiği ve “kötülüğün ininde kıstırılıp kıstırılamadığıdır”.
İktidar ve Muhalefetin Ortak Sorunu: Gerçek Yüzleri
Her iktidar döneminde olduğu gibi, yolsuzluk, çıkar ilişkileri, kayırmacılık gibi hastalıklar siyaset sahnesinde filizlenir. Muhalefet, bu çürümeleri iktidarın hanesine yazar ve kendisini “erdem, adalet ve demokrasi” ile özdeşleştirir. Ancak toplum bu oyuna inanmaz. Çünkü halk, “toplumdan çıkan siyasetin, toplumun karakterinden bağımsız olamayacağını” iyi bilir.
Seçmen sandığa giderken “iyi” veya “kötü” insanı seçmek için değil, “iyiyi yönetecek, kötüyü yok edecek” lideri arar.
Sahte Diploma Krizi: Kusursuz Bir Örnek
Geçmişe uzanan sahte diploma tartışmaları, siyaset sahnesinde iyi ve kötü yönetimin somut örneklerinden biri haline geldi. İktidarın son hamlesiyle, 31 yıl önce alınmış sahte diplomalar bile masaya yatırıldı, belgeler iptal edildi ve haksız kazançlar geri talep edildi.
Bu süreçte CHP’nin müstakbel Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu üzerinden yapılan sembolik operasyon, iktidarın “kötüyü kökünden kazıma” performansını vitrine çıkardı. Ancak aynı dönemde 400’e yakın sahte diplomalı memur ve akademisyen iddiaları kamuoyuna yansıyınca, iktidar kendi tuzağına düştü.
İletişim Krizi ve Algı Savaşları
İktidarın en büyük hatası, krizi yönetirken “inkâr politikası” izlemesi oldu. Muhalefetin propagandasına karşı güçlü bir şeffaflık yerine, savunmada kalmayı tercih eden iktidar, kendi ceza sahasında oynanan bir maça dönüştürdü.
İletişim Başkanlığı’nın sürekli “muhalefet yalan söylüyor” çıkışları, kamuoyunda ikna edici bulunmadı. Bu, sadece mevcut krizi büyüttü ve “iyi yönetim becerisinin” sorgulanmasına yol açtı.
İktidarın Temel Zafiyetleri
- Savunmada Kalma Politikası: Dezenformasyona karşı “inkâr” stratejisiyle zaman kazanmak yerine, şeffaf ve hızlı bir bilgilendirme yapılmıyor.
- Pozitif Ayrımcılık Algısı: Yandaşlar için farklı, rakipler için farklı ölçütler uygulanıyor.
- Geçmişte Yakalanan Kötüler vs. Güncel İddialar: 31 yıl öncesi açığa çıkarılırken güncel sorunlar görmezden geliniyor.
- Küskün İyiler Sendromu: AK Parti teşkilatı artık iyiyi bulmakta ve desteklemekte yetersiz kalıyor.
- İletişim Zaafiyeti: Kritik dosyalar CB Erdoğan’ın masasına geç ulaşıyor veya sessizce çözülmeye çalışılıyor.
Halkın Beklentisi: İyi ve Kötüyü Yönetmek
Toplum artık ne muhalefetin “erdem timsali” söylemine ne de iktidarın “biz iyiyiz” iddiasına ikna oluyor. Halk şuna bakıyor:
- İyi olanı kim sahipleniyor ve yüceltiyor?
- Kötüyü kim ininde yakalıyor ve cezalandırıyor?
Bu sorulara net yanıt veremeyen hiçbir iktidar veya muhalefet, toplumun güvenini uzun süreli kazanamıyor.




