Hazreti Süleyman Peygamber
Anlayışın Fazileti ve Zihin Cengi
Hakkı anlayış, haksızlığı anlamaktır. Sen, senden gayrısına gösterdiğin anlayışta aslında yaptığın şey şudur: Davanı, derdini senden gayrı zalime ve zalimden olan herkese açık cenk ilan edişindir. Bu cenk ki kılıçla değil, zihinle olur.
Bu cenge çıktığında üstün sabır göstermeli ve nefsini bertaraf etmelisin. Anlayışın fazileti Süleyman Peygamber’den gelir. Bizler de o yol üzere sabır göstermeliyiz. Yoksa bu anlayıştan doğan anlayışsızlık bizi yangın yerine çevirir.
Çözüm Kabiliyeti ve Günümüz İnsanı
Anlayış bir makamdır fakat Süleyman Peygamber’i üstün kılan bir başka hal ise olayları değerlendirme ve problemleri çözme kabiliyetiydi. Gelelim bugüne… İnsanlık öyle bir yere evrildi ki, bırakalım olayları çözme maharetini, olay çıkarmaya meyilliyiz. Oysa olayları çözüme kavuşturup, olur ya, küs barıştırdık mı? Küs barıştırmadık, çokça ortalığı karıştırdık. Allah bizi affetsin.
İhtişam İçindeki Tevazu
Hazreti Süleyman; şükreden, salih, hakîm, anlayışlı bir kul olduğu bildirilir. Keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetiyle karmaşık meseleleri kolayca çözüme kavuşturma yeteneğinden bahsedilir.
Bu Peygamber ki ihtişamıyla bilinir. İhtişam içindeyken bizler çok kibirliyiz. Oysa Süleyman Peygamber’e her nimetten hisse verilmiştir. Zenginliğe bakar mısınız? Aklımız alır mı? Bizde o zenginliğin bir cıngısı olduğunda şımarmamıza yeterken, dünyanın yarısı Süleyman Peygamber’inken engin feraseti ile bilinir. Sahi ya, öyle değil mi?
Bizler çok zenginleştikçe oturuşumuz bile değişirken, Peygamber’im mütevazılaşır. Bizler iki kelimeyi üst üste koyup meramımızı aktaramazken, Peygamber’im hikmet sahibidir. Onlar varken de yokken de imtihandan sabrederek ve bir devrimle geçerken, bizler hep devrilerek düşeriz.
İnanç ve Yaşantı Arasındaki Uçurum
Bizim varlığımız, Peygamber şuuruna değil, onu taşlayan elin pisliğine benziyor. Haksızlık etmek istemiyorum ama durum bu. Evet, gönlümüzdeki Allah ve Peygamberlere olan sevgimiz çok olsa da yaşantı hiç yok. Bu durum da onlardan koparıyor yaşantımızı. Kopunca da bir halta yaramıyor yaşantımız.
Gerçek İhtişam ve Nefis Terbiyesi
İhtişamıyla güzel… İhtişamı, mütevazılığı… Benim Peygamber’im nizamın kendisidir. O ki karıncaya hükmetmiş, rüzgâra seslenmiştir. Oysa bizler değil ki o ihtişamı yaşamak, akledemeyiz bile. Ama bize kalırsa biz, daha keskin bir egoya teslimiz. Somut olandan soyutlamak lazım kendimizi. Ölmeden öldürmek lazım nefsimizi. Bize, ruhumuza hükmeden nefis değil, mütevazılık olmalı. O yüzden farkına varırsın ihtişamın.
Bütün nimetler seninken uzak kalırsan nefsini yener, nimetlere dalarsan nefsine yenilirsin. Oysa Süleyman Peygamber her ayın başında altı gün, ortasında üç gün, sonunda da üç gün oruç tutardı.
Her Şeyin Üstündeki Değer: Allah Korkusu
Ve…
Hz. Süleyman (as): “Biz; yaşamanın, yumuşak olanını da sert olanını da denedik. Onlardan, aşağı olanını, yeterli bulduk. İnsanlara verilmeyen şeyler, bize verildi. İnsanlara verilmeyen ilimler, bize verildi. Fakat şu üç kelimeden: Öfke ve sükûnet hâlinde hilmden, yoksulluk ve bolluk hâlinde tutumluluktan, gizlide ve açıkta Allah korkusundan daha üstün bir şey bulamadık!” dediği rivayet edilir.
“Allah korkusundan daha üstün bir şey bulamadık.”
Bu tespit, bir fakirin “zaten yok, yokluk içinde” dediği bir mecburi tespit değildi. İhtişamın adı olan tüm her şeye sahipken yapılan bir nimetleri terk ediş, bir haykırıştı. İşte bu yüzden hayatınızın her bir zerresine âşığım ve hayranım.
Öyle ya, “Allah korkusundan daha üstün bir şey” olamazdı. Olmamalıydı. Çünkü bu korku, her şeyini hizaya çekerdi:
İsyan edecekken gönlünü,
İntihar edecekken ömrünü,
Ağlayacakken gözünü,
Yalanı konuşacakken sözünü,
Yaşayacakken ölümü…
Her haddi aşarken zıttına döndürür…
Etiketler: Hz. Süleyman, Peygamber, Tevazu, İhtişam, Anlayış, Nefis Terbiyesi, Allah Korkusu, Hikmet, Sabır, İman


