📑 Yayıncı Kaynak: Analiz Vakti Özel Haber
🪧 Yayın Tarihi: 2025-11-09
Yazar: Analiz Vakti Haber Editörü
“Atatürk’ün uçak fabrikalarından Marshall sonrası kapanışlara, Ecevit’in ASELSAN hamlesine uzanan 100 yıllık bilanço”
📝 (Özet):
Türkiye’de CHP iktidarları, bir yandan MKE, Kayseri Tayyare Fabrikası, THK Etimesgut gibi Cumhuriyet’in ilk savunma sanayii omurgasını kurdu; diğer yandan Marshall Planı ve ABD’ye yaslanma tercihi ile özellikle havacılıkta bazı yerli fabrikaların kapanmasına yol açan stratejik hataların da altında imzası var. Bu analiz, Atatürk’ten Ecevit’e uzanan çizgide, kurulan ve kapatılan savunma sanayii girişimlerini bütün boyutlarıyla masaya yatırıyor.
İstanbul – 09.11.2025 – 22.00
Kurucu Dönem: Atatürk’ün “Sanayileşen Ordu” Vizyonu
Cumhuriyet’in ilk çeyrek asrında iktidarda tek parti var: CHP. Ama bu dönem, savunma sanayii açısından ayrı bir yere sahip. Çünkü hem ordu modernleştiriliyor, hem de bu modernizasyon yerli sanayi üzerinden yapılmaya çalışılıyor.
Atatürk’ün Meclis’te yaptığı bir konuşma, dönemin zihniyetini özetliyor:
“Bundan sonrası için bütün uçaklarımızın ve motorlarının ülkemizde yapılması ve savaş sanayimizin bu temele göre geliştirilmesi gerekir.”
Bu cümlenin arkasında somut fabrikalar, somut yatırımlar var.
MKE’nin Kökleri: Kırıkkale ve Ankara Ekseni
Osmanlı’dan miras kalan İmalat-ı Harbiye, Cumhuriyet’le birlikte Ankara merkezli bir askeri fabrikalar ağına dönüştürülüyor. 1920’lerin sonu, 1930’ların başı:
- Kırıkkale’de fişek, top ve mühimmat fabrikaları
- Çelik, pirinç, kapsül, gaz maskesi ve benzeri kritik malzeme üreten tesisler
- Ankara ve çevresinde top ve tüfek tamiri yapan askeri atölyeler
Bugünkü Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) tam olarak bu omurgadan doğuyor. Bu, CHP iktidarının hanesine yazılan net bir artı: “ordu tüketen değil, aynı zamanda üreten bir yapıya dönüştürülüyor.”
Kayseri Tayyare Fabrikası: Yarım Kalan Bir Havacılık Rüyası
1926’da faaliyete geçen Kayseri Tayyare Fabrikası, genç Cumhuriyet’in en iddialı projelerinden biri. Almanya merkezli Junkers ortaklığıyla kurulan tesis, kısa sürede 100’ün üzerinde uçak üretecek kapasiteye ulaşıyor.
- Lisans altında Curtiss Hawk, Fledgling, PZL P-24 gibi modern uçaklar imal ediliyor.
- Kayseri’de üretilen bazı eğitim uçakları İran Şahı’na hediye edilerek, diplomatik gösteri malzemesi hâline bile geliyor.
Aynı yıllarda Eskişehir’de bakım-onarım atölyeleri, hava ikmal tesisleri güçlendiriliyor. Savunma sanayiinin kalbi sadece İstanbul–Ankara hattına sıkışmıyor; Anadolu’nun içine doğru yayılıyor.
Etimesgut ve THK Tasarımları: Kendi Uçağını Çizen Ülke
1930’ların sonuna gelindiğinde bu kez Ankara’nın dış çeperinde THK Etimesgut Uçak Fabrikası devreye giriyor. Fabrikanın bir özelliği var: Sadece lisanslı montaj değil, aynı zamanda tamamen yerli tasarım uçaklar için çalışan bir etüt bürosu kurulu.
- 6 yüksek mühendis, 4 mühendis, 11 teknik ressamdan oluşan ekip
- 1952’ye kadar 16 tip yerli tasarım, 12’si tamamlanıyor
- Bu süreçte 126 adet Türk tasarımı uçak üretiliyor;
- THK-5/5A gibi modeller yurtdışına, özellikle Danimarka’ya ihraç ediliyor;
- Deneysel THK-13 delta kanat planör Paris Havacılık Fuarı’nda sergileniyor.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Atatürk’ün son dönem vizyonu “Türkiye sadece uçak alan değil, tasarlayan ve ihraç eden bir ülke olacak.”
İnönü Dönemi: Savaş, Marshall Yardımı ve Kapanan Fabrikalar
Atatürk’ten sonra gelen İsmet İnönü dönemi (1938–1950), savunma sanayiinde kırılmanın yaşandığı dönem. Burada iki ayrı faz var:
- İkinci Dünya Savaşı yılları – kaynaklar tükenirken bile mevcut altyapıyı ayakta tutma çabası
- Savaş sonrası ABD eksenine giriş – yerli havacılıkta “sessiz tasfiye”
Savaş Yılları: Fabrikalar Ayakta, Üretim Temkinli
İkinci Dünya Savaşı’na girilmiyor ama 2 milyona yakın asker silah altında. Kaynakların önemli kısmı, ordunun lojistiği ve seferberlik hazırlığına gidiyor. Fabrikalar:
- Kayseri’de uçak üretmekten çok bakım ve onarım ağırlıklı çalışıyor,
- Etimesgut’ta hem yerli tasarımlar sürüyor hem de lisanslı üretimler devam ediyor.
Savunma sanayii kapanmıyor, hatta Ankara–Kayseri hattında kritik birikim korunuyor. Ancak asıl sorun, savaş bittikten sonra başlıyor.
Marshall Planı: “Uçağı Siz Yapmayın, Biz Verelim” Dönemi
1948 sonrası Türkiye, Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde ABD’ye yaslanmış bir güvenlik mimarisine geçiyor. Amerikalı uzmanlar, Türkiye’nin ağır sanayide ve uçak üretiminde ısrarcı olmasını “ekonomik bulmuyor”.
Mesele aslında şu cümlede özetlenebilir:
“Türkiye uçak üretmesin, biz veririz; siz tarımı artırın.”
Bu yaklaşımın sonuçları:
- Kayseri Tayyare Fabrikası’nda uçak imalatından bakım-onarıma doğru bir kayma başlıyor,
- THK Etimesgut’ta ise 1952’de uçak fabrikası, 1954’te uçak motoru fabrikası MKE’ye devrediliyor;
- Motor fabrikası 1955’ten itibaren traktör üretimine yöneliyor ve bugünkü Türk Traktör yapısının çekirdeği oluşuyor,
- Uçak fabrikasında 1959’da uçak üretimi duruyor, 1960’ların başından itibaren traktör ve tekstil makineleri hattına çevriliyor, 1968’de ise tamamen kapatılıyor.
Yani Etimesgut Uçak Fabrikası, kağıt üzerinde “kapatılmadı, dönüştürüldü” gibi görünse de, fiilen Türkiye’nin kendi uçağını tasarlayıp ürettiği bir merkez olmaktan çıkarıldı.
Kayseri’de ise, aynı dönemde Amerikan yardımlarıyla gelen uçaklar bahane edilerek, üretim hattının kritik parçaları sökülüyor, imha tutanakları tutuluyor; tesis hava ikmal bakım merkezi hâline getiriliyor.
Bu tabloya bakınca, şu cümleyi kurmak çok da abartı değil:
“Türkiye, Marshall yardımı sayesinde ucuz uçağa kavuştu ama kendi uçak sanayisini kaybetti.”
Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş: Sistem Dışı Kalan Öncüler
Aynı yılların bir başka boyutu da özel girişimciler:
- Nuri Demirağ, kendi sermayesiyle uçak fabrikası kuruyor, eğitim ve yolcu uçağı tasarlıyor.
- Vecihi Hürkuş, hem pilot, hem mühendis olarak lisans almak için Avrupa kapılarında dolaşıyor, Türkiye’de bürokrasiyle boğuşuyor.
Devletin tavrı ne?
Resmen “yasaklama” yok ama:
- Siparişler iptal ediliyor,
- Lisans verme süreçleri uzatılıyor,
- Özel girişimler, büyük devlet fabrikalarıyla entegrasyon sağlayamıyor.
Sonuçta, Nuri Demirağ’ın fabrikası 1940’ların ortasında kapanıyor, Vecihi Hürkuş’un projeleri havada kalıyor. Burada, “CHP iktidarının özel yerli girişimlere mesafeli, hatta zaman zaman dışlayıcı” bir çizgi izlediği söylenebilir. Bu da savunma sanayii tarihinde ciddi bir kayıp hanesi.
1960 Sonrası CHP Koalisyonları: NATO’ya Entegre, Sanayiye Mesafeli
27 Mayıs darbesi, yeni bir anayasa, ardından İnönü liderliğinde CHP koalisyonları…
1961–1965 arası, güvenlik politikalarının ana ekseni şu:
“NATO içinde uyumlu bir müttefik olmak.”
Bu dönemde:
- Savunma sanayii için büyük ölçekli yeni fabrika yatırımları yok,
- Mevcut tesisler NATO standardına göre modernize ediliyor,
- ABD’den gelen silah ve teçhizat, ordunun ana gövdesini oluşturuyor.
Yani CHP yeniden hükümete geliyor ama bu kez Atatürk dönemi gibi “tam bağımsız savunma sanayii kuralım” çizgisinden çok, “mevcut ittifak sistemini idare edelim” çizgisine daha yakın.
Ecevit Dönemi: Kıbrıs Harekâtı, Ambargo ve ASELSAN–TUSAŞ Hamlesi
1970’lerin ortasında sahneye bu kez Bülent Ecevit çıkıyor. CHP bu dönemde hem Kıbrıs Barış Harekâtı’nın siyasi lideri, hem de ikinci nesil savunma sanayii omurgasını başlatan aktör hâline geliyor.
Kıbrıs Barış Harekâtı ve Ambargo Gerçeği
1974’te kurulan CHP–MSP koalisyonu, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yürütüyor. Harekât askeri açıdan başarılı ama siyasi sonucu sert:
- ABD Kongresi, Türkiye’ye silah ve mühimmat ambargosu uyguluyor.
Bu ambargo, Ankara’daki karar vericilere “tokat gibi” bir gerçeği hatırlatıyor:
“Silahı başkasından alıyorsan, dış politika özgürlüğün sınırlıdır.”
ASELSAN ve TUSAŞ: Sessiz Devrim
Ambargo sonrası savunma bürokrasisi ve siyaset, “kritik alanlarda milli şirketler kurma” stratejisine yöneliyor. İşte bu noktada CHP iktidar döneminde atılan iki kritik adım:
- TUSAŞ (Türk Uçak Sanayii A.Ş.) – 1973’te kuruluyor; amacı, Türkiye’nin uçak ve hava platformlarında lisanslı üretim ve zamanla yerli tasarım kabiliyeti kazanması.
- ASELSAN – 1975’te Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı öncülüğünde kuruluyor; odak, haberleşme, elektronik harp, radar ve komuta kontrol sistemleri.
Bugün ANKA’lardan HÜRKUŞ’a, F-16 modernizasyonundan SİPER’e, komuta kontrol, radar ve elektronik harp projelerine kadar uzanan birçok platformun arkasında, bu iki kurumun onlarca yıllık birikimi var.
Ecevit’in siyasi mirası tartışmalı olabilir; ama savunma sanayii açısından “ASELSAN–TUSAŞ hamlesi”, Atatürk döneminden sonra gelen en büyük kurumsal atılım olarak kayda geçiyor.
Kapatılan Savunma Sanayii Girişimleri: Gerçek Bilanço
Senin özellikle sorduğun kısma gelelim kanka:
CHP iktidar dönemlerinde “hangi savunma sanayii girişimleri kapatıldı ya da raydan çıkarıldı?”
Burada olay hiç de sosyal medyada anlatıldığı kadar “tek cümlelik” değil, ama birkaç somut dosya üzerinden ilerleyebiliriz.
1. Kayseri Tayyare Fabrikası – Üretimden Bakıma
- Kuruluş: 1926 – CHP/Atatürk dönemi
- Altın çağ: 1930’lar – lisanslı üretim, ihracat, eğitim uçakları
- Kırılma: 1948 sonrası – Marshall yardımı ve NATO süreci
- Sonuç: Fabrika uçak üretiminden çekiliyor, hava ikmal ve bakım merkezi hâline geliyor, bugün de öyle.
Kağıt üzerinde “kapatılmadı” dense de, kuruluş maksadı olan “uçak imalatı”ndan vazgeçilmesi, havacılık tarihinde bir tasfiye kararı olarak okunuyor.
2. THK Etimesgut Uçak Fabrikası – Traktöre Dönüşen Hayal
- Kuruluş: 1939–1940 bandında, Atatürk vizyonunun devamı olarak
- Yükseliş: 1940’lar – yerli tasarım uçaklar, Paris’te sergilenen THK-13, Danimarka’ya ihraç edilen THK-5/5A vb.
- Kırılma: 1952 – fabrikanın MKE’ye devri,
- Dönüşüm: 1955’ten itibaren uçak motoru fabrikası traktör imalatına,
- Final: 1959’da uçak üretimi duruyor, 1960’ların ikinci yarısında tekstil makineleri fabrikası statüsünde tamamen kapanıyor.
Bu tabloyu halkın hafızasındaki cümle çok net özetliyor:
“Uçak fabrikasını traktör fabrikasına çevirdik.”
Siyasi sorumluluk kime ait?
İnönü’nün son yıllarında başlayan ABD eksenli strateji, Demokrat Parti döneminde devam ediyor. Yani bu bir “rejim tercihinin” ortak ürünü; ama ilk düğmeye basıldığı dönem, hâlâ CHP iktidarının devlet aklının etkili olduğu yıllar.
3. Nuri Demirağ Uçak Fabrikası – Özel Girişimle Hesaplaşma
Resmî kayıtlarda “CHP şu kararnameyle kapattı” diye bir dosya yok ama:
- Devlet, Demirağ’a yeterli siparişi vermiyor,
- Test süreci ve sertifikasyon aşamalarında sürekli bürokratik bariyerler çıkarılıyor,
- Sonunda fabrika pazar bulamadığı için kapanıyor.
Bu dosya, CHP’nin o dönemdeki “devletçi ama özel yerli girişimciyle barışık olmayan” tavrının savunma sanayiine nasıl zarar verdiğinin canlı örneği.
100 Yıllık Tablo: Aynı Parti, Üç Farklı Savunma Sanayii Hikâyesi
Geriye dönüp baktığımızda, CHP iktidarlarının savunma sanayii bilançosu tek cümleyle özetlenemeyecek kadar çelişkili:
- Kurucu CHP (1923–1938):
- Artı: MKE çekirdeği, Kayseri Tayyare Fabrikası, THK Etimesgut vizyonu, havacılıkta tasarım ve ihracat kabiliyetleri.
- Çizgi: “Tam bağımsız savunma sanayii” iddiası.
- İnönü dönemi (1938–1950) ve devam eden çizgi:
- Artı: Savaş yıllarında fabrikaların ayakta tutulması, ordunun lojistiğinin sağlanması.
- Eksi: Marshall Planı ve ABD yardımlarıyla yerli uçak sanayinin sessizce tasfiyesine ortak olunması, özel girişimlerin yalnız bırakılması.
- Ecevit dönemi (1974–1979):
- Artı: Kıbrıs ambargosu sonrası ASELSAN ve TUSAŞ gibi stratejik kurumların kurulması, milli elektronik ve havacılığın ikinci kez başlatılması.
- Çizgi: “Ambargo varsa, çözüm yerli sanayi” refleksi.
Bugün SİHA’lardan milli fırkateynlere, hava savunma sistemlerinden zırhlı araçlara kadar uzanan modern savunma ekosistemi, bu üç evrenin de mirasını taşıyor:
- Atatürk’ün kurduğu fabrika ve zihniyet,
- İnönü sonrası dönemin yapılan ve yapılan hataları,
- Ecevit döneminin ASELSAN–TUSAŞ hamlesi.
Analiz Vakti’nin Yorumu
Türkiye’nin savunma sanayii tarihine sadece sloganlarla bakarsak, hem Atatürk’ün kurduğu fabrikalara, hem de Ecevit’in ASELSAN mirasına haksızlık ederiz. Ama aynı şekilde, Marshall sonrası havacılığın göz göre göre zayıflatılmasını, uçak fabrikalarının traktör–tekstil fabrikalarına dönüştürülmesini de görmezden gelemeyiz.
Bu yüzden daha gerçekçi bir cümle kurmak gerekiyor:
“CHP, Cumhuriyet’in ilk döneminde savunma sanayinin kurucu partisidir,
savaş sonrası dönemde dış yardıma yaslanma tercihiyle yerli havacılığı zayıflatan aktörlerden biridir,
1970’lerde ise ASELSAN ve TUSAŞ ile ikinci savunma sanayii dalgasını başlatan siyasi iradedir.”
Bundan sonrası için esas soru şu:
Bu tarihsel tecrübe, bugünkü siyasi aktörlere ne anlatıyor?
Eğer Türkiye, bir daha “ambargo geldi, üretim durdu” cümlesini duymak istemiyorsa, hangi parti iktidarda olursa olsun üç şeye ihtiyaç var:
- Stratejik hafıza: Kayseri ve Etimesgut örnekleri unutulmayacak.
- Siyasi üst mutabakat: Savunma sanayii, günlük parti tartışmalarının malzemesi yapılmayacak.
- Kurumsal süreklilik: ASELSAN, TUSAŞ, MKE, ROKETSAN gibi kurumlar, iktidar değişse bile aynı uzun vadeli hedefe yürüyecek.
Türkiye, bugün SİHA’larla, milli gemilerle, hava savunma sistemleriyle yeniden tarih yazmaya çalışıyor. Asıl mesele, bu yeni hikâyenin Kayseri ve Etimesgut’ta yarım kalan rüyalarla aynı kaderi paylaşmaması.
Yazar: Analiz Vakti Haber Editörü



